Aradığınız Neydi?

20 Ağustos 2021

Çocuksuz Ortamlar ve Avrupa'daki Çocuklar Konusuna Kişisel Bakış

Sosyal medyanın gündeminde yine çocuksuz alanlar ve Türk çocuklarının ne kadar da Avrupa çocuklarından farklı olduğuna dair bazı yazılar dönüp dolaşırken ister istemez bir şeyler yazasım geldi...

Dünyanın bir yerlerinde bebekler ve çocuklar aileleri tarafından ülke dışına çıkarılmak için askerlere ne olacağını bile bilmeden teslim edilir, insanlar uçakların tekerleklerine sarılarak özgürlükleri için mücadele verirken bu konuda konuşmak ne kadar anlamsız gelse de kendi küçük tatlı gerçekliğimizdeki sorunlara kaçıp sığınma kolaylığına da bir insan olarak hakkımız olduğunu düşünüyorum...

Çünkü benim ve çocuklarımın gerçekliğinde burada sorun olan bir şeyler var...

Defne 3 aylıktı. Bir alışveriş merkezinde kanguruda emziği düştüğü için ve muhtemelen binlerce uyaran nedeniyle de kendinden geçecek kadar ağlamaya başladı… O ağladıkça zaten 3 aydır uyumayan, kolik bebekle hayatta ve ayakta kalmaya çalışan ben de gerildim. Ben gerildikçe Defne ağladı… Sakinleşemiyorduk çünkü etrafımızdaki bir sürü teyze cık cıklayarak bize bakıyordu. Sanki ben bebeğimi kasıtlı ağlatıyormuşum gibi…

Bu İstanbul’da yaşadığımız cık cık mekanlarından sadece biriydi. Restoranlar, otobüsler, toplumun içinde olduğunuz herhangi bir anda böyle şeyler yaşayabiliyorsunuz… İzmir’de de benzer bir an yaşadığımızda İzmir’de de yaşamak istemediğimi fark ettim…

Sebebi ne çocuk ağlaması, ne başka bir şey. Aslında şehir zaten aşırı gürültülü ve o gürültünün içinde normal ve doğal olan tek şey bir bebek ağlaması günün sonunda…

Bundan çok uzun gibi gelen bir süre, sadece bir kaç ay sonra, Denizli’de Defne’nin en çılgınlar gibi çığlık attığı bir dönemde bizi Denizli’ye taşınma konusunda ikna etmeye çalışan arkadaşlarımızla yemek yiyoruz…

Defne restoranın orta yerinde, avazı çıktığı kadar bildiği tek yöntemle, yetişkinlerin dünyasında ben varım diyor ve çığlık atıyor…

Denizli’nin genelde iş yemeklerinin, evlenme tekliflerinin, yıl dönümlerinin falan kutlandığı bir restoranında ne oldu biliyor musunuz?

İnsanlar Defne’ye güldü 😊 Onunla iletişim kurdular. O oyuncağını verdi, onlar geri verdi, gülümsediler… Çünkü şehrin hissettirdiği yorgunluk hiçbirinde yoktu… İş stresi emin olun fazlasıyla bu şehirde de var. Türkiye’nin en önemli sanayi şehirlerinden biri burası.Fakat geri kalan hiçbir stres yok… Devlet dairesinde sıra beklemek, restoranda kuyruk, alışveriş merkezinde park yeri bulamamak (çok nadir o da çok rahat park ettikleri için 😂), trafikte saatlerce boş yere kalmak…

Bunların hiçbiri yok dolayısıyla insanların yemek yemeye oturduklarında daha da keyifleri kaçmış, daha da yorulmuş, öfkeli ve sinirli olacakları bir şey de kalmıyor… Yediklerinden, içtiklerinden tat da alabildikleri için bir çocuk gördüklerinde tahammülleri var ve en doğal tepkiyi veriyorlar… Gülümsüyorlar…

Son gecemizdi ve biz zaten İstanbul’a döndükten sonra kararımızı çoktan vermiştik… O eve 3 dk olan yemyeşil parkları görmek istiyorduk. Tuzla’daki artık sadece girişinde ve adında Çınar kalan, ultra lüks sitedeki küçük bahçemiz eskisi kadar yeşil gelmemişti gözümüze…

Bütün bunları çocuksuz uygulaması olan yerlere karşı olduğum için yazmıyorum, yanlış anlaşılmasın... Restoran ve otellerin çocuksuz uygulamalarını anlayabiliyorum… Bizim de arada bir çift olarak buna ihtiyacımız oluyor… Biraz sessizliğe ve belki de boş duvara bakmaya… Böyle ortamların varlığına ve bu ihtiyaca saygı duyuyorum…

Saygı duymadığım ve duyamayacağım şeyse bir çocuğa gösteremediği saygıyı ve empatiyi kendileri için bekleyen insanlar…

Çocuklar bağlanıp bir köşede oturtulacak canlılar değiller… Onlar insan, hareket etmeye, iletişim kurmaya ve deneyimlemeye ihtiyaçları var… Eğer çocuğa enerjisini atacak alanı, iletişim kurabileceği sabrı sağlarsanız o enerjisini atar, konuşur anlatır rahatlar ve sizinle birlikte yemeğine konsantre olur…

Çocukların çoğu bu anlayışsız ve sürekli her şeyi yargılayan tavır yüzünden nasıl büyüyor biliyor musunuz? Aman ağlamasın püre yapıp verelim, aman yesin de ver telefonu eline diye diye hasta bir nesil geliyor… Toplum olarak hasta ediyoruz çocuklarımızı ve bunu elbirliğiyle yapıyoruz... Çünkü önce yetişkinler birbirini negatif etkiliyor sonra da bir çığ gibi o negatif etki büyüyor...

Yetişkinlerin 5 dk ağlayan çocuğa ta-ham-mü-lü yok!!!

Aile büyükleri bizde büyüttük bir bakışımla otururlardı der, sonra siz çocuğa en ufak bir kural koymaya ve uygulatmaya kalktığınızda çocuğa böyle davranmasan mı bizim yanımızda der… Tutarlılık sıfır!

"Ekran izletmek zararlıymış diyorlar" ile "Çocuk hareket etmesin şimdi burası kalabalık dur ben ona bir YouTube açayımın" geçişi arasında 3 saniye falan var…

Hamileliğimde ve Defne bebekken kaç kez otobüste ayakta gittiğimin size sayısını bile söyleyemem…

Sonra vay efendim şimdiki çocuklar çok yaramaz…

Hayır bizim çocuklarımız yaramaz değil…

Hareketli, merak ediyorlar, deniyorlar, konuşuyorlar, olması gerektiği gibi büyümek zorundalar… Bir süs eşyası bir biblo gibi sadece fotoğraflarda güzel gözükecek bir şey olarak değil bir birey olarak yetişiyorlar…

En sevdiğimde Avrupa’da çocuklar böyle değil 😂 Bu dünyanın en kötü klişesi… Çünkü Avrupa aynı Türkiye gibi pek ayırt edemiyorsun, kim Avrupa’lı kim değil…

Ayrıca dünya sınırları artık yok denecek kadar az lütfen bu saçma kabulle yaşıyorsanız Melt Down (Avustralya) Babies(Çeşitli Kültürler), Workin Moms(Kanada) gibi dizi ve belgeselleri izleyin... Yok aslında birbirimizden farkımız..

Bir de şöyle insanlar var... Parkta düşen çocuğa aile dışında müdahale etmeyen, cık cıklamayan mesela…

Bir restoranda çocuğa gülümseyen…

Çok yaşlı olmasına rağmen bebekliye yer veren, metroda çocuklara kendi yerini veren…

Çünkü böyle olmalı.. Onlar çocuk ve onları korumalıyız, izin vermeliyiz ve alan açmalıyız… Bunu düzgün, tahammüllü ve etrafına saygılı birer genç birey, birer yetişkin olsunlar diye yapmalıyız…

Bunu bencilce bile olsa yapmalıyız, çünkü biz yaşlandığımızda onlar bizim yaşlarımızda olacaklar ve o zamanın doktoru, otobüs şoförü, yasa koyup uygulayanı onlar olacak… Ve biz onlara sadece ağlayacak ve oynayacak kadar sabır göstermeliyiz…
Hem de eğer çocuğun ebeveyni değilseniz ne kadar? Sadece 1-2 saat mi?

#AvrupadaÇocuklarHedeHödö #ÇocukHakları #ÇocuklarBireydir

20 Şubat 2021

Emrivaki ve Ben Büyüdüm Serzenişi

Tarihe not düşmeye geldim 😊

Eskisi gibi yazamasam da yine de kapatamadığım bir yer oldu burası. Neyse hazırsanız başlıyorum...

5 yaş tamamlanmış 6 yaşından gün almış bir çocuk olarak Defne, hayallerini, beklentilerini tabi bununla beraber hedef ve taleplerini de daha bir gür sesle ifade etmeye başlamalıydı. 

Size bu akşam yaşadığımız bir olaydan ufak bir bölümü anlatacağım 🤓

Defne üst kattaki arkadaşlarıyla oynamaya gitmişti. Saat 21:30 civarı Defne’nin gelme saatine yakın apartman için haberleşmek için kullandığımız telefon çaldı.

Önce arkadaşı, sonra Defne bu gece onlarda yatıya kalıp kalamayacağını sordular. Ben de her Türk annesinin kendi annesinden miras aldığı o ihtişamlı cümleyi kurdum “Defne’nin şu an yaptığın şey bir emrivaki ve izin vermiyorum. uyku saatine kadar oynayıp lütfen sonra eve gel” dedim sonraki şeyler gözünüzde kendi çocukluğunuzdan canlandı mı? “Yaaağghh Anneeeğğğğ yıhağğ...” minvalinde bir kaç cümle daha ve o büyük hayal kırıklığı ses tonuyla telefon kapandı 😂

Sonra işte uyku saati Emre Defne’yi aldı geldi. Yatma hazırlıkları esnasında konuyu tekrar Emre de varken gündem yaptım. “Defne sen bugüne kadar hiç arkadaşında kalmadın ve bu önemli bir konu. Bu ve bu gibi konuları sadece benle ve telefonda değil babanın da olduğu ortamlarda birlikte konuşup karar vermeliyiz. Yine cevabımız hayır olur büyük ihtimalle ama” dedim ve istemsiz bir sırıtış yayıldı yüzüme 😌

Bundan sonrası işin efsane olan kısmı. Defne bir eli belinde “Ama anne ben artık 5 yaşındayım 10 yaşıma gelmeme çok az kaldı ve arkadaşımda kalmaya karar vermek benim hakkım” dedi 

Önce tüm zorluğuna rağmen dayanabildiğim kadar dayandım ama Defne’nin dudak bükme surat ifadesi ve saçlarını savurup gitmesiyle tüm ciddiyetim bozuldu ve o meşhur “şu an sinirden gülüyorum” kahkahasını patlattım 🤣🤣 10 yaşına az kalmışmış 🤣🤣🤣

17 Ocak 2021

Yorgun, Mutsuz ve Öfkeli Ebeveynler Kulübü

 11 Eylül 2020 


Evden çalışmaya geri döndük bir süredir. 

Bu sefer çalışma alanı olarak korkunç sıcaklarda geçtiği ve salon bunaltıcı olduğu için evin gölge olan ve apartmanlar tarafına bakan iç balkonunu seçtim.

Çoğunlukla kulaklığı takıp ful konsantre çalışsam da zaman zaman kulaklıksız takıldığım ve etraftaki seslere kendimi açtığım zamanlarda oluyor işte.

Dündü sanırım üst katlardan bir balkondan annenin sesini duyuyorum. 

"Bak çocuğum bu öfke iyi değil, sonra ilerleyen zamanlarda hep sorun yaşarsın. İşyerinde ne yapacaksın?"

diyor. Bir an için seviniyorum. Çocuğun sesi hiç yok buarada. Kaç yaşında? Ne diyor o an? Niye bu konuşma yaşanıyor bir fikrim yok ama annenin yol gösterici sesleri o an için iyi geliyor. Derken anne küfür etmeye başlıyor. "S.ktir G.t. Seni evden kovarım bak. Sokakta yaşarsın aklın başına gelir" Nasıl avaz avaz bir ton bütün sitede yankı yapıyor sesi. Çocuğun hala sesi yok. 

O zaman başka bir pencere açılıyor. Çocuğun sesini duymuyorsam anne kadar bağırmıyor ve sesi çıkmıyor demektir. Evde gerçekten karanlık bir öfke var ve öfkenin karanlığı herkesi vuruyor.

Bugün de bir başka balkon bir başka anne EBA'dan ders çalışıyor çocuk anne evi temizliyor, balkon yıkıyor o esnada da bu seferki çocuk küçük muhtemelen ilkokul. Destek istiyor ama annenin iş listesi uzun. Normal şartlar altında çocuk okulda olacaktı anne de işlerini yapacak belki bir dinlendirici kahve içecekti.

Çok zor çok, pandemi gerginliği, ekonomik gerginlikler, ağır iş yükleri, ağır psikolojik yükler, herkes öfkeli. Öfkeli olmayanlar bile öfkeliyken çocuklar ne yapsın. 

Hepimiz gerginiz hepimizin desteğe ihtiyacı var bu zor zamanlarda.


17.01.2020

Bugün de dışarıdan biri bizi dinliyorsa;

Kendi sesim "Defne yeter artık herkes yemeğini yedi kalktı sofradan, bulaşıklar yıkandı, masa toplantdı hala tabağın olduğu gibi duruyor... Çok geliyorsa çok de doyduysan doydum işkence gibi bu sessiz direniş..." 

"Daha şimdi her yeri topladım, nasıl yine her yer darma duman olabilir gerçekten oyuncaklarını toplayıp hepsini hayır için dağıtacağım yıldım dağınıklık toplamaktan."

Defne: Ben nasıl toplayayım hepsini 20 tane kolum mu var benim?

Duygu: Dağıtırken maşallah ahtapot misali kaç kolla dağıtıyorsan o kollarla toplarsın canım... Ben 40 ayak mıyım acaba?


Salgının hastalık kısmı ayrı zorken, bir de bu iç içe fazla birbirimize maruz kaldığımız evlerimizde, nefes alabileceğimiz bir ortam bulamaz, yürümek için çıktığımız kısa turlarda bile mahkum olduğumuz maskelerimizle sanki her şey yolundaymış gibi sürüklediğimiz hayatlarımız çok çok zorluyor hepimizi.

Haftaiçi saat sınırı kalmayan işlerimiz haftasonuna, haftasonu molalarımız da sokağa çıkma yasaklarına takıldı.

Yine de bir şekilde iyi olma halini korumaya çalışıyoruz sanırım..


Mış gibi yapa yapa iyileşeceğiz sonunda...

Diren umutlu olma hali...